);
Avrupa,  İzlanda

Başınızı taşlara vurduracak ülke: İzlanda!

 

Bu yazıyı okuduktan sonra neden İzlanda’ya gitmek için bu kadar beklemişim diye kendinizi suçlayabilirsiniz, yapmayın 🙂 Gerçi başınızı her halükarda taşlara vurmak isteyeceksiniz o ayrı! Arkanıza yaslanın, videonun tadını çıkarın sonra da neden böyle diyoruz onu konuşalım..

 

 

Neden böyle dedin ki ?

Bir kere soğuk! Bak öyle böyle demiyorum vallahi billahi deli gibi soğuk! Biz iki meraklının erkek olanı kışın bile kısa kollu t-shirtle gezer, kar üstünde öyle fotoğrafları vardır. Ama ben, abartısız çölde olsam ah bir ürperti geldi diyebilirim her an… Ama durun, öyle kolay tahmin ettiğiniz gibi ilerlemeyecek olaylar 😉

Bir kere İzlanda’dan aldığım dersler diye bir liste yapacak olsam en başa “soğuk hava yoktur, az ekipman vardır!” diye yazarım.. Yazın ortasında üşüyebilen ben, -nasıl korktuysam üşümekten- bir hafta dağda mahsur kalacakmışımcasına alışveriş yaptığımdan mütevellit hiç üşümedim! Evet evet, bunda utanılacak birşey yok, yeri geldi iki kat kar pantolonunu üst üste giydim, üşümemeyi başardım.. Hehe.. Ailenin delikanlısı mı? “Ben üşümem yea” konseptine aşırı güvendiğinden olsa gerek, elimde soğuktan çenesi titreyen videoları var 😀 Neymiş, hazırlıksız gidersen başını taşlara vururmuşsun 🙂

İkincisi, pahalı! Bak yine öyle böyle demiyorum iki çorba €/TL 5,30 kurdan 18O TL! St. Patrick gününe özel indirime denk gelip iki hamburgeri bir hamburger fiyatına (14€/80 TL) yedik de ancak son gün restaurant çatısının altında yemek yemeye cesaret edebildik! Bonus Süpermarket’in ikinci evimiz olduğu 7 gün boyunca ya hazır sandviç aldık, ya market alışverişiyle idare ettik.. Sanırım yapılan masrafları çıkarmak için ayrı bir yazı yazmak gerekir.. Neyse ki, İzlanda seyahati para biriktirmek için başlı başına harika bir neden ! Biriktirmeden giden başları da taşlar bekliyor sanırım!

E Madem öyle pahalı madem öyle soğuk gitme o zaman dimi? Yok di! 

Di valla, kesinlikle di 😀 O nasıl ayrı bir gezegen yahu?

O nasıl bir görülmemiş iklim, o nasıl bir görülmemiş bitki örtüsü, o nasıl bir garip memleket?

Sülfür kokan suyundan, tüm ülkeyi dönen tek şeritli yoluna, buzun hemen yanından fışkıran kaynar suyundan, her 3 dk’da bir “aaaa şuraya bakııınnn” diye tepki verdiren manzaralarına, her kafayı çevirdiğinde mutlaka gösterdiği şelalelerinden, 100 metre sonra sizi bambaşka bir havayla karşılayan iklimine kadar tam bir gariplikler ülkesi! O yüzden başlı başına ayrı bir gezegen demeye hiç çekinmiyorum.

Havasına değinmişken; başınızı taşlara vurdurması muhtemel en büyük doğal sebep havası olabilir 🙂 Tabii ki rüzgardan!

İzlanda ile ilgili en çok rüzgar alan Westman adalarındaki Stórhöfði şehrinin (evet İzlanda bir ada olmasına rağmen bağlı adaları var) yılda sadece 4 gün dingin havası olduğunu ve diğer günlerde rüzgarın yaklaşık 100km/s hızla estiğini okumuştum. Reykjavik’ten iki kat, Akureyri’den 5 kat fazla yağış almasıyla ünlü Vík í Mýrdal kentinde ise olaylar olaylar…. Rotayı başka bir yazıda anlatacağım gerçi ama, Reykjavik’in uluslararası havaalanının olduğu Keflavik’e indiğimizde soğuk da olsa Blue Lagoon’da keyif yapmamıza izin veren hava, konaklama için Vík’e gittiğimizde çıldırmıştı.. Düşünün ki, bilmediniz bir ülkede, zigzaglı bir dağ yolundan gidiyorsunuz, tek ışık farlarınız ve siz deli gibi kar yağdığını düşünürken aslında dağlardan esen karlar hem camınıza çarpıyor hem de yolu görünmez yapıyor.

Hem de buna sebep tek şey rüzgar! Bir de yağışolsa nasıl olurdu kim bilir? Biraz da Mart ayında gittiğimizden olsa gerek; tabiri caizse öyle pis, öyle sert bir rüzgarı var ki.. Ama bizi en iyi Game of Thrones sahneleriyle ünlü Reynisfjara Beach’te dövdü.. Çok fena dövdü, öyle böyle dövmedi, kumlarla yüzümüzü çizdi, gözümüzü açamadan ve 90° açıyla zor yürüttü,  cüsseli denebilecek bir arkadaşımız bir iki adım geri gitti yaa, 45 kilo ben uçmadığıma şükrediyorum.. Meğer o an sarı alarm fırtına varmış, bizde mekanın yenisiyiz öyle Vedur App’ten havayı kontrol edelim öyle çıkalım yok! Game of Thrones dediler haldır huldur koştuk 😀 Ama yine olsa yine yerim o dayağı, saatte 145km hıza varmış rüzgar, bizde cahil cengaverliği, arabanın kapı koluna zor yetişmişim önemli mi? Cehaletin mutluluk getirdiği ender sahneler..

Tabi rüzgar tipleri de ayrı ayrı, bir de sinsi rüzgar tipi var. Böyle iki kat montla oturmuş oh be arkama koskoca glacier’i aldım pozu verirken, birdenbire arkada sakladığın cep telefonunu havalara uçuran, ve insanı telaşla ayağa kaldıran cinsinden.. (Şaka değil telefonu havada yakaladım.) Fotoğraflardan çok belli olmuyor ama aşağısı koca buzulun uçurumu, en az 100-150 mt var ve arada düşmeme engel olacak hiçbirşey yok! Neyse buraları annem okumaz umarım ama 😉 Selam anne! önemli birşey yok, sadece düşseydin cesedini oradan alamazdık dediler o kadar 😀

Havasından dedik, parasından dedik de hasretinden başları taşlara vuracağımızı söylemedik!

Ben genelde mümkün olduğunca çok yer görmeye çabaladığımdan, bir kere gittiğim yere bir daha gitme taraftarı değilimdir ama İzlanda’ya 10 kere daha gideceksin deseler, hayır doyamadım 15 kere gideceğim derim herhalde! Hele ki Iceland Air’in Avrupa’dan Amerika uçuşlarında İzlanda’da stopover yaptığını ve konaklamayı ücretsiz verdiğini öğrendiğimden beri aklımda çok fena planlar var.

Bir kere karla kaplı hali ayrı, yaz mevsiminde her yerinden hayat fışkıran yemyeşil hali ayrı.. Kimsesiz boş yollarını, tertemiz havasını, yol üstünde akarsudan termos doldurup içilen berrak ötesi suyunu, dinginliğini, sessizliğini ama en çok da o Lost adası gibi canlıymış hissi vermesini özlüyorum.. Düşündükçe gidesim, kaçıp kaçıp gidesim var… Gidemezsem eğer, işte o zaman fena !

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir