);
Avrupa

Madrid’de İnanılmaz Bir Hırsızlık Hikayesi…

Madrid’de başımıza gelen hırsızlık olayını en başından anlatınca “Olacağı varmış resmen” dersiniz.  Olmayacak ne varsa oldurduk, yapmak istemediğimiz ne varsa yaptık, ve Madrid’in göbeğinde, hem de inanılmaz bir yöntemle soyulduk!

Meğer Avrupa’da, özellikle İspanya’da hırsızlık olayları çok yaygınmış, bize de gitmeden önce “aman kapkaççılara dikkat edin” denmişti ama o kadar dikkat etmemize rağmen böylesinin başımıza geleceğini asla bilemezdik…

Aah ah hep Ryan Air, Enterprise ve Picasso’nun yüzünden!

Neyse kimsede suç bulmadan anlatayım da, suçlu kim sonra karar verirsiniz 🙂

Tarih Temmuz, 2018..

Portekiz planımız var ve ucuz bulduğumuz uçuşlar Porto gidiş, Malaga dönüş..

Porto, Portekiz’in kuzeyinde kaldığından aklımızda güney sahillerine kadar bir road trip ve Albufeira ile Faro’yu gördükten sonra İspanya tarafına geçip Malaga’dan dönüş uçağına binmek var..

Bu arada araç kirası, uçak biletleri, dönüş saatleri herşeyi araştırdık not aldık, herşey bütçeye uygun görünüyor!

Önce biletlerimizi aldık millerle..İyice değiştiremeyeceğimiz bir hal aldı rota tabi 🙂  Tam araç kiralama sitesinde ödeme sayfasına geldik ki ne görelim? Portekiz-İspanya arası 1000 EUR ek ülke değiştirme masrafı!!! Başımızdan aşağı kaynar sular döküldü tabi.. Neyse araştırdık ne yapabiliriz, otobüsle geçsek? Uçakla nereye gidebiliriz vs tüm alternatifleri..

Sonunda kendimizi Portekiz güney sahillerinden vazgeçmiş, Ryan Air’in ucuz Madrid bileti ile duygusal anlar yaşarken bulduk.. Ryan Air’i de Madrid’i de merak ettiğimden ve road triplere bayıldığımdan olsa gerek, Lisbon’dan Madrid’e uçuş ve Madrid Malaga arası road trip çok cazibeli geldi.. Ne de olsa arada ToledoGranada gibi görülmeye değer lokasyonlar vardı ve ünlü Malaga sahillerinde yüzmeden sadece ucuz uçuştan yararlanarak dönmeyecektik.. (sonradan fark ettik ki o uçuş da ucuz değilmiş aslında :/ oraya bir şekilde gitmemiz gerekiyormuş diyorum o yüzden…)

Bu arada Portekiz’de otomatik araç kiralamak aşırı pahalı olduğundan ve heryer manuel araç seçeneği sunduğundan 5 gün manuel araç kullandıkta sonra İspanya’da güzel bir otomatik araca hayır diyemeyecektik, iner inmez Madrid-Barajas Adolfo Suárez (MAD) havaalanının içinde ki Enterprise’da bulduk kendimizi..

Fakat gece 12’den sonra indiğimizden ellerinde otomatik vites araç kalmamış ve bize manuel compact bir araç vermek zorunda kalmışlardı.. Burada da çok talihliyiz diye düşündük ama takmadık pek, Enterprise’daki tatlı bayan eğer ertesi gün geri gelirsek yeni gelecek otomatik vitesli araçlarla değiştirebileceğimizi söylemişti! Ama bu ertesi günkü planlarımızı alt üst etmek demekti..

Az zamanımız olduğundan sıkılsak da, otomatik araç özlemiyle tutuşup tekrar Enterprise’ın yolunu tuttuk..

VE SÜRPRİZ!!!

Aracımızı hiç bir ek bedel almadan upgrade etmişlerdi!!

Bize de economy class, benzinli bir otomatik araba fiyatına, son model coupe A3 ile 4 kapılı A4 Quattro arasında seçim yapmak kalmıştı 🙂

Valiz büyük olunca kaptık Quattro’nun anahtarını, daha doğrusu “keyless key” (anahtarsız anahtarını)..

Madrid’de yalnızca 1 tam günümüz olduğundan başladık vakit kaybetmeden gezmeye..

Puerta Del Sol meydanı, Retiro ParkPlaza MayorKraliyet Sarayı gibi çok bilinen yerlerin yanında bir La Casa De Papel dizisi hayranı olarak dizinin çekildiği darphaneyi görmeden dönmem olmazdı! Ee bir de müzeleriyle ünlü şehir, müze gezmeden dönmek olmaz değil mi?

Reina Sofia Müzesi

İşte esas macera burada başladı!

Gitmeden önce gerekli araştırmayı yapmış, Madrid’de görülmeden dönülmemesi gereken müzeler listesini şöyle sıralamıştım;

1- Prado Müzesi ; en iyi müzesi ve sanat galerilerinden birisi, Goya ve Velázquez’in belli başlı eserleri mevcut.

2-  Thyssen-Bornemisza Müzesi ; dünya çapında ünlü modern-sanat müzesi

3-  Royal Palace museum Madrid; Caravaggio, Velazquez, Goya, Giovanni Battista gibi tanınmış ressamların eserleri ve Stradivarius koleksiyonu görülebilir.

4- Museo Naval (Deniz Müzesi); İspanyol Deniz Kuvvetleri Komutanlığı kampüsünün içindeki müze en popüler deniz müzelerinden birisi..

5-  Reina Sofia Müzesi ; Madrid’in dünyaca ünlü modern sanat müzelerinden birisi..İçerisinde Van Gogh ve Picasso’nun orjinal eserlerini görmek mümkün..

Retiro Park

Görüleceği üzere benim için Reina Sofia müzesi nedense en son sıradaydı.. Hani iç güdüsel olarak bazen birşeyler çekmez ya, işte tam olarak öyle soğuktum Reina Sofia’ya.. Ta ki,  bir arkadaşım Picasso’nun Guernica’sını görmelisin diyene kadar! Ee tabi bir de saat 18:00’den sonra ücretsiz olduğunu öğrendiğim an hemen yakınındaki Retiro Park’ta oluşumun da etkisiyle “haydi gidelim!” dedim.

PICASSO yaktı beni !

Bu arada aracımızı Puerta de Alcalá’ya yakın biryere otoparka çekmiş, tüm çekim ekipmanlarımızı taşımamız sebebiyle oldukça ağır sırt çantamızla bütün gün Temmuz sıcağında Madrid’de yürümüştük. Ayaklarımız zaten yürümekten kopmuş, madem pilimizin son kalan %1’iyle müze gezeceğiz, ücretsiz giriş için kuyruğa gireceğiz, bari sırt çantamızı taşımayalım dedik. Arabayı, müzenin hemen arkasındaki işlek kavşağın köşesine, bir cafenin önü, bir banka şubesinin karşısı ve güvenlik kamerasının tam altına bıraktık. Oldukça işlek olan bu sokak, saatin henüz 17:00 olması, hemen önündeki kafede insanların oturması sebebiyle bize güvenilir geldi.. Eşim aşırı pimpiriklidir, güvenlikli sitemizde bile araç bagajında asla birşey bırakmaz, arabadan inerken, bagajı açmayalım etrafta kimse görmesin diye uyardı üstelik.. Ben de artık yorgunluktan bitmişim, sırt çantamda ne varsa, powerbank, apple şarj kablosu, kablosuz kulaklıklarım, gözlükler, kemerim, aldığımız hediyelik magnetler vs ağırlık yapmasın diye hepsini torpido gözüne sıkıştırdım.. Kalacağımız otellerin isimlerinin bulunduğu not defterini de kol altındaki göze bıraktım..

Aracı kitleyip 100 metre ilerledikten sonra aklıma takıldı acaba park yasak yer miydi diye, geri dönüp baktık, herşey yolunda, yasak yok..

Ve müzeye doğru yol aldık…

Picasso’nun Guernica’sını göreceğim için hafif bir merak ve heyecan yok değildi.. Sonuçta dünyaca ünlü devasa tablo, Picasso’nun tek siyah-beyaz eseri ve 1937 yılında İspanya kralı Francisco Franco’nun, Nazi ve faşist İtalyan kuvvetlerinin yeni savaş uçaklarını kendi halkı üzerinde test etmesine izin vermesiyle gerçekleşen katliamı anlatıyor..

Picasso bu olayı Paris’teyken gazetelerden öğrediği için, İspanyol Hükümeti kendisinden Paris’te gerçekleşecek bir Dünya Fuarında sergilenmek üzere tablo sipariş ettiğinde, 2 ay kadar kısa bir sürede 3,5 metre yükseklik ve 7,8 metre genişlikteki tabloyu tuval üzerine sadece siyah ve beyaz yağlı boyayla yapıyor ve tablo, bugüne kadar yapılan en büyük savaş karşıtı resim olarak tarihe geçiyor. Bazı eleştirmenler tarafından 20.yy’ın en önemli tablosu olarak nitelendirilen bu tabloyu görmek için sabırsızlanmamın nedenini anlatabilmişimdir belki 🙂

Bu arada internette boy boy fotoğrafları olan tablonun müze içerisinde fotoğrafını çekmeniz yasak ve önünüzdeki kalabalık zaten hoş bir selfie çekmenize engel olacak.. Yani, buraya kadar geldim Picasso’dan bir hatıram olsun diye müzeye girecekseniz, eğer resme de özel ilginiz yoksa, uzaktan bakmak ve kalabalık  da teknik anlamda inceleme yapmanıza engel olacağından çok da şeetmeyin derim 🙂

Guernica Tablosu – Reina Sofia Müzesi

 

Buraya kadar herşey normal..

Arabamıza döndük, uzaktan şöyle bir kontrol ettik herşey normal..Kimse camımızı patlatmamış ohh herşey yolunda..

Bu arada eşim arabanın etrafını dolaştı, çizik yok, güzel!

Kapıyı açtım “aa torpidoyu öyle sıkıştırmışım ki patlamış”

Bir dakika!

“Ben bu defteri koltuğun üzerine koymamıştım”

“Emin misin? Arabada herşey normal görünüyor?”

Ve o andan sonra bagaja koşuşumuz, içinin boş olduğunu görmemiz, benim magnetlere kadar herşeyin alınmış olduğunu fark etmem, bagaja sanki bu bir kabusmuş da açıp kapayınca çanta geri gelecekmiş gibi dönüp dönüp bakmamız, hemen yandaki cafeye girip polisi aratmaya çalışmamız tamamen ağır çekim..

Arabada en ufacık bir çizik dahi olmaması, o kadar işlek bir yerde gündüz vakti bu sihirbazlığı nasıl yaptılar diye sordurtuyor.. Neyseki sonradan öğrendik ve ben de başka kimsenin başına gelmesin diye paylaşmak istedim, oldukça yaygın olduğunu sonradan öğrendiğim bu yöntemi..

(Arabanın park halinde olduğu yere bakan kamera)

Keyless Key

Başa belaymış bu keyless key’ler.. Aslında anahtarı ya da kartı araçta herhangi bir yere sokmadan (anahtar çantanızdayken bile) çalıştırabilmenize yarayan bir sistem. Aracın yanına yaklaştığınızda kapılar otomatik olarak açılıyor, anahtarın aracın içinde olması motorun çalışması için yeterli..

Sonradan öğrendik ki, siz aracın 100 mt etrafındayken çeşitli sinyal arttırıcı aletlerle sanki yanındaymışsınız gibi sinyali arttırarak sanki kendi araçlarıymış gibi kapıyı açıp içindekileri gönül rahatlığıyla salına salına alıp götürüyorlar ve Madrid’deki çalıntı pazarında satıyorlarmış!

Yani kendi eşyanızı Madrid’de bu pazarlardan birinden satın almanız mümkün..

Gerçi bizim gibi drone’dan sd karta, su altı dome port’undan action cam’ine neyiniz var neyiniz yok çaldırdıysanız geri almak bile sıkıntı..

Keyless card’ları korumanın yöntemi ya buzdolabında saklamak ya da Faraday kafesi oluşturabilecek herhangi bir metal kutuda saklamakmış, ve bu tarz hırsızlıklar İspanya, İtalya ve özellikle İngiltere’de oldukça yaygınmış. (İngiltere’de sadece geçtiğimiz yıl 95.000 olay raporlanmış.)

İspanyol polisi de artık iki gün sonra gidecek turist ile uğraşmaktan sıkılmış olsa gerek, sağolsunlar bırakın yardımcı olmayı, Madrid’in en işlek turistik bölgesindeki karakoluna tenezzül edip de İngilizce bilen polis bile koymamışlar..

Olayı klavye bir onda bir bizde google translate’ten zorla anlattık.. Yazdıkları rapor da bir işe yaramadı tabii ki..

Sonra öğrendik ki, araç kiralama şirketlerinin sigortaları yalnızca aracın çalınmasını kapsıyor, araçla birlikte çalınan eşyalar için ise ekstra bir sigorta yapmak gerekiyormuş, çoğu zaman bu bilgiyi size vermiyorlar ama bir arkadaşımıza İspanya’da araç kiralama şirketi resmen siz bize güvenin ve ekstra sigortayı yaptırın diye açık açık söylemiş! Israrla yaptırın bir bildiğimiz var demelerinin sebebi ise kendi çalışanlarının araçları takip edip hırsızlık yapmalarıymış! Ben yine de o sevimli bayanın böyle birşeye karışacağına inanamadım tabi..

Dönüşte Enterprise’daki tontik teyze ise polisin bizimle ilgilenmediğini, rapor için ekip göndermek yerine bizim onlara gittiğimizi, hatta ve hatta arabaya bakmadıklarını bile öğrendiğinde onları arayıp aracın içinde izmarit bulduğumuzu ve parmak izleri olduğunu söyledi ama resmen aracın içinden parmak izi alamıyoruz, dışındaki izler ise herhangi birinin olabilir diyerek kestirip attılar..

Kıssadan hisse;

  • Keyless arabalara çok da güven olmaz,
  • Avrupa turizminin gözbebeklerinden İspanya tam bir hırsız cenneti,
  • Araç şirketlerinde güvenmediğiniz çalışan olma ihtimali varsa ekstra korumalı sigorta yaptırın!

Tabi bir de keyless key’li aracı olan veya araç kiralayan tanıdıklarınızla bu yazıyı paylaşın ki başkasının da başına gelmesini engelleyebilelim !

Sevgiler!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir